Pire itte, cep telefonu yiğitte bulunur.
Yiğidin cep telefonu meydandadır.
Alışmadık cepte telefon durmaz.
Ey cep telefonlu Türk Gençliği...
Arsızın yüzüne tükürmüşler,"Kapsama alanı dışındayım" demiş.
İnsani dert, cep telefonunu kart oldurur.
Bir cep telefonlu Türk dünyaya bedeldir.
At olur meydan kalır, yiğit olur cep telefonu kalır.
Boşboğazı cehenneme atmışlar, "cep telefonum nerede?"demiş.
Çingeneye beylik vermişler, önce cep telefonu almış.
Cep telefonlu çoban, yoksul beyden yeğdir. .
Denize düşen cep telefonuna sarılır.
Dilenciye cep telefonu vermişler, kartını beğenmemiş.
El elin eşeğini cep telefonuyla arar.
Erkeğin kalbine giden yol cep telefonundan geçer.
Haydan gelen cep telefonu faturasına gider. .
Ayranı yok içmeye, cep telefonu ile gider ... .
Görmemişin cep telefonu olmuş, tutmuş antenini koparmış.
Bir umut kusu ciz yuregime beyaz olsun tuyleri kalbin kadar temiz olsun Bır kanadı senın icin diger kanadıda sevdigin icin cırpsın
Aşkların en soylusu birken birçok olandır sevginin en güzeli paylaşılan EMEKTİR Aşkların en soylusu birken birçok olandır çıkarsız ve sınırsız paylaşılan YÜREKTİR
Deli bir yagmur olsam seni YAGDIGIM yerler kadar severdim. Deli bir rüzgar olsam seni ESTİGİM yerler kadar severdim. Ama ben sadece DELİYİM ve seni ALDIGIM HER NEFES KADAR ÇOK SEVİYORUM !!!!
Güzelsin, şirinsin, şahanesin. Çektiğim çileme tek bahanesin. Melek mi? şeytan mı? bilmem ki nesin. Tuzaktan tuzağa atsan da olur ben seni seviyorum sen sevmesende olur.
Duyuyorum sana dokunmanın ezikliğini ve düşünüyorum aşık olmanınrezilliğini inan yanındayken çekiyorum en çok hasretini!!!
Aşkım var dağlar bilemez, sevgim var kimsenin aklı alamaz, birde sen varsın ya bir tanem dünyada kimse böyle sevemez...
Bir ilk gibi yaşayacağım içimde,kalan son sevgi parçasını seninle, sakın ayrılmayalım aşkım ölsem bile ellerinde...
Hadi gel tut ellerimi! Benimle meydan oku her çaresizliğe benimle uyu benimle uyan. Birlikte varalım onuncu aylara ben bir eylül sen bir haziran.
Seni cok özledim. Seni her özledigimde kalbime bir yildiz cizdim. Seni ne kadar özledigimi bilmek istermisin? Sayende bir gökyüzüne sahibim canim!
Uzaklıklar küçük sevgileri yok eder büyükleri ise yüceltir. Tıpkı rügarın mumu söndürüp ateşi yükselttiği gibi.
Ne zaman kör ve sağır bir ressam düşen gülün resmini kristal zemin üzerine yapabilirse o zaman ben seni unuturum
Affetmek Allah'a, ağlamak çocuklara mahsustur. Allah olmadığım için affetmeyecek çocuk olmadığım için ağlamayacağım.
Günesin bile buz tuttugu yerde eger bir ışık gorursen, bilki o benim sana yanan kalbimdir.
Sevgi değer vermesini bilmektir. Sevgi birlitelikten sevinç duymaktır. Sevgi bilinçtir.
Hadi gökyüzünden senin için tuttuğum, üzerine tüm duygularımı yüklediğim, yıldızı al.
Yüreğimden yüreğine yollar var, hadi benim için uzaklardan bir tebessüm yolla.
Dünyada iki tane gül olsun.biri beyaz biri kırmızı. Kırmızı seni sevmediğim zaman solsun. Beyaz beni sevmediğinde kefenim olsun.
Bir deniz düşün, susuz. Bir insan düşün, mutsuz. Bir gece düşün, uykusuz. Bir bahar düşün, çiçeksiz. Bir gönül düşün, sevgisiz. Bir de beni düşün, sensiz.
Duygular vardır anlatılmayan sevgiler vardır kelimelere sıgmayan bakıslar vardır insanı aglatan insanlar vardır kı asla unutulmayan,işte sende onlardansın!!!
Bulutlara yükledim özlemimi rüzgarlarla yolladım sevgimi yağmurlar yagdırdımgözyaşlarımla. Küçük melekler gönderdim seni öpmeye geldiler mi?
İnsanlar tanidim yildizlar gibiydiler.hepsi gokteydi. Hepsi parliyordu, ama ben seni gunesim sectim ve bir gunes icin bin yildizdan vazgectim...
Seni yıldızlara benzetiyorum yıldızlar kadar parlak,yıldızlar kadar ulaşılması zorsun, ama yıldızlar milyonlarca sen bitanesin
Bir gün güneşe buz ile adını yazan birisi olursa bilki seni benden daha çok seviyor
Benim için insanlar ikiye ayrılır sevdıklerim ve digerleri sevdığim insanlarda ikiye ayrılır çok sevdiklerim ve diğerleri çok sevdiğim insanlarda ikiye ayrılır. SEN ve diğerleri
Güller içinde geçsede ömrüm senin üstüne gül koklamam gülüm seni koklamaksa ölüm sen buna degersin gülüm.
Gözlerinden süzülen bir damla yaş olmak isterdim. gözlerinden doğup, yanaklarından süzülüp, dudaklarında ölmek için...
Sen en büyük sevgiyi hakedecek kadar mükemmel ama herkesin sevmeyi hakedemeyeceği kadar özelsin
Bu gül sana vereceğim son hediyem malesef ben sana bu gülü verecek kadar ALÇAĞIM; ama yine biliyorum ki sen bu gülü alacak kadar ALÇAK GÖNÜLLÜSÜN...
Yüregimdeki tum cicekleri sana kopardim,sana topladim,gunesi odama aldim, ruzgardan sarkilar yaptim. Bir seni soyledim sonra sarkilari...
Sen herzaman nerede olursam olayım ne düşünürsem düşünüyüm her an kalbimdesin seni ne kadar sevdiğimi kelimeler ile anlatamam ama şunu bil SENİ SEVİYORUM!!!
Düşünüyorumda, Düşüncelerin En güzeli, Senin Beni Düşünüp Düşünmediğini Düşünürken, Düşündüğünü Düşünmek Olsa Gerek Diye DÜŞÜNÜYORUM
Çok çekti yüreğimiz hep olsun deedik. Ama kalbimizdeki sevdayı biz yenemedik. Hep beraberliğimizde uzak durup içimizi yedik. Sevdayı böylemi bildik biz...
Sen varya sen sigaram gibisin dumanı saçların alevi gözlerin yanlız bir fark var ben sigara yaktıkça sen beni yakıyorsun.
Güllerin arasında geçse de ömrüm,Senin üstüne gül koklamam gülüm, Gülü koklama olsada ölüm,senin için ölmeye değer be GÜLÜM
Bir pınarsın içilen ama hiç kanılmayan, seveni yanıltmayan, sevince yanılmayan, özlenen sen.özleyen sen, özleten sen. Varken doyulmayansın.yokken dayanılmayansın
Bir telefon bekliyorum 'sevgilim' diye baslayan 'seni seviyorum' diye biten bir telefon bekliyorum dün gelmesi gereken bugün hala gelmeyen
Gözlerine bakınca dalar giderim uzaklara!Uzaklara bir yere yalnız ikimizin yasadığı doyasıya kanmak isterim sana !sana aşığım bebek kokulu yarim
Ne olurdu bir yapragın daha olsa,bak sevmiyor işte hain papatya.
1. KİTABIN KONUSU: İşlemediği bir suç yüzünden hapishaneye atılan bir delikanlının başından geçen olaylardır.
2. ESERİN ÖZETİ : Ali, Sineklidağ’da oturan bir gençtir. Zilha isminde bir kızı çok sever. Bir gün Zilha’nın amcası öldürülür ve suçu Ali’nin üzerine atarlar. Zilha’nın amcası da mahallenin belalılarından biridir. Herkesten haraç toplar ve kimse tarafından sevilmez. Ali bir türlü suçsuzluğunu ispat edemez. Mahallenin en sevilmeyen adamını öldürdü diye herkes tarafından sevilir ve mahallede ünlenir. Hapishaneden çıkınca muhteşem bir karşılama töreni hazırlanır.Herkes ona sevgi gösterir.Ali mahallesine gelir gelmez, mahallenin muhtarlığına adaylığını koyar. Ali seçimleri kazanır ve muhtar olur. Mahallede kısa sürede çok şey değiştirir. Haraç olayını kaldırır ve mahalleyi bir düzene koyar. Zilha amcasını öldürdü diye Ali’ye yüz vermez. Ali kıskançlığından çatlamaktadır. Bu arada, Ali’yi sevmeyen kişiler yavaş yavaş ortaya çıkmakta ve arkasından sessizce kuyusunu kazmaktadırlar. Bülent Bey adıyla anılan zengin birisi mahalleye gelir. Mahallede bir işi vardır. Mahallede gezerken Zilha’yı görür. Zilha’yı görünce çok şaşırır.Çünkü eski eşi Nevvare’ye çok benzemektedir. Nevvare kızını ve Bülent Bey’i terketip, başkasına kaçmıştır. Kızıda Zilha’ya inanılmaz bir yakınlık duymuştur. O yüzden, Bülent Bey Zilha’yı evinde çalışması için ikna eder. Zilha’yı evine götürür. Ali bunu duyunca çok sinirlenir ve Zilha’yı Bülent Bey’in evinden almaya gider. Bu arada Bülent Bey’in eski eşi Nevvare, evini çok özlemiş ve evine dönmüştür. Ali, kapıyı çaldığında , kapıya Nevvare çıkmıştır ve Zilha diye yanlışlıkla Nevvare’yi kaçırır. Sonunda onun Zilha olmadığını anlar, fakat iş işten geçmiştir. Bu arada, Zilha’nın amcasının gerçek katili ortaya çıkmıştır. İsmi de Cafer’dir. Cafer’den Ali’yi öldürmesini isterler. Çünkü Ali gerçektençok şeyler başardığı için bunu çekemezler.Durumu geç de olsa anlayan Zilha ,Ali’nin yanına döner ve barışırlar. Beraber mutlu bir hayat sürceklerini zannederler, fakat Cafer Ali’yi öldürmekte kararlıdır. Cafer evin önüne gelir ve Ali’den evden çıkmasını ister. Ali tam evden çıkarken Cafer ateş ederve Ali vurulur. O acıyla Ali silahı tuttuğu gibi Cafer’i öldürür. Bu sefer Ali gerçekten katil olur. Böylece Ali tekrar hapishaneye döner, ama Keşanlı Ali Destanı ömür boyu sürecektir.
3. ANAFİKRİ: Kitap bize, kendi kişiliğimizin dışında başka bir kişiliğe bürünmememizi ve daima dürüst, namuslu olmamızı anlatmak istiyor.
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ: Ali, cesur, genç ve iyi niyetli bir delikanlıdır. Olayların akışını değiştirecek güce sahiptir.
Zilha, gururlu aynı zamanda çok asabi, fakat Ali’yi peşinden sürükliyecek kadar güzel bir kız.
Cafer ise kötü niyetli, başkaların isteği ile adam öldürecek kadar kötü birisi. Mahalledeki diğer insanlar ise iyi niyetlidirler
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Galatasaray Lisesi’ ni bitirdi (1935). Almanya’ ya gitti, Heidelberg Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ nde okudu, yurda dönünce (1938) İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’ nü bitirdi (1950). Edebiyat Fakültesi’ nde tiyatro tarihi dersleri verdi.
Tercüman gazetesinde sanat ve kültür yazıları, fıkralar yazmış (1955-1960), bir ara gazetenin baş yazarı olmuştu (1960). Bu fıkralarından bir kısmını genel başlıklarıyla kitap halinde de topladı. (Devekuşuna Mektuplar, 1960, 1977). Pazar sohbetlerini Milliyet gazetesinde sürdürdü ( Mart 1974-Mayıs 1986 ).
İlk hilkayesi Töhmet, Haldun Yağcıoğlu takma adıyla Yedigün dergisinde (1946) çıkan Taner, gücünü gözlem, mizah ve yergiden alan; konuları büyük şehrin tipik ve türedi yaşamlarından gelme hikayeleriyle tanındı.
|
<****** type=text/**********>
******>
<****** src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type=text/**********>
******>
|
KİTABIN KONUSU:
Evinden ayrılan küçük bir kızın başından gecen olaylar dramatize edilerek anlatılmıştır. Kızın başından gecenler oldukça acıklıdır. Uzun bir süre kölelik hayatı yaşamıştır.
KİTABIN ÖZETİ:
Evinden ayrılıp bir gemi ile yurdundan uzaklaşan küçük kız, onun gibi başka bir esir kız ile birlikte neresi olduğunu bilmediği bir yere getirilmiştir. Bu kızı bundan sonra birçok sürprizler beklemektedir.
İlk olarak kız (henüz bir ismi yoktur), yaşlı fakat zengin bir kadını yanına ona hizmet etmesi amacıyla satılmıştır. Küçük kız burada tam bir esaret hayatı yaşamaktadır. Sürekli olarak buradan nasıl kurtulabileceğinin planlarını yapmaktadır. Bu evin hanımının yanı sıra hanıma hizmet etmekte olan başka bir kadın da kıza baskı yapmaktadır. Bu durum kızı yıpratmakta, zaten bir umudu olmayan yaşamdan onu iyice somutlamaktadır. Bir gün kız bu evden kaçmayı iyece kafasına taktığı bir anda bir gece yarısı evden kaçar. Çevreyi pek tanımadığı için saatlerce yürür fakat bir yerede yorgun bir şekilde yere yığılmaktan başka çaresi yoktur. Yerde kaldığı bölgede bir evin bahçe kapısının önüdür.
Sabah olunca evin hizmetlilerinden biri kızı farkeder ve onu içeri almak için yaşlı ev sahibine danışır. Oda bunu çok olumlu bir şekilde karşılar ve hemen yardım etmek niyetiyle onu yanına alır. İlk olarak karnı doyurulur, güzel bir uyku çektirirlir. Daha sonra kız kendine gelince ona neler olup bittiği sorulur. Oda analatır evin hanımı kızın yaşadıklarını duyunca çok üzülür ve ona yardım edeceğini söyler, kızdabuna çok sevinir. Evin hanımı ona sahibinden izin alacağını ve artık kendi yanında kalacağını söyler. Bunun için hanımı kızın kaçtığı eve gider. Ve onu yanına almak istediğini söyler. Fakat kadın bunu onur meselesi yaparak kabul etmez. Bundan sonra kızda eski evine geridöner. Bu olay kızı çok etkilemiştir. Çünkü daha önce kaçtığı eve tekrar dönmüştür. Gider gitmez yine hiç hoş olmayan durumlarla karşılaşmıştır.
Günler böyle geçip giderken birgün Mustafa bey evin sahibi birkaç yıl önce işlediği bir hatadan dolayı bir çok borcu olmuştu ve bu borçları ödemek için karısıyla tartışırdı. Birgün karısıyla beraber kızın satılmasına kara veridler.
Kızın adı kaçtığı evde hanımın onu çok güzel bulması üzerine ‘dilber’ olarak koyulmuştu. Bundan sonrada ona ‘dilber’ olarak seslenilmeye başlandı. Dilber kendisi hakkında satılması kararının alınmasından sonra bir esirciye satıldı. Ve Dilber’in bütün hayatı bu yönde değişti. Dilber bundan sonra belli bir süre esir hayatı yaşamıştır. Bu süre içinde bir çok kendisi gibi esir hayatı yaşamış olan kız arkadaşları olmuştur. Onların hayatlarını dinledikçe aslında kendi hayatının okadarda kötü olmadığının farkına varmıştır. Daha nice insanların kendisi gibi cefa çektiğini anlamıştır. Buradaki bir çok kızın çeşitli meziyetleri vardır. Bir tanesi çok iyi bir şekilde ud çalmaktadır bu yüzden çoğu yerden çağrılmaktadır. Dilber’de onun gibi ud çalabilmeyi çok istemektedir.
Dilber’e bir gün bir talip çıkmıştır, ve Dilber’de o eve gitmek zorunda kalmıştır zaten onun böyle bir şeyi isteyip istemediği pek önemli değildir, önemli olan bir kaç kişinin işinin görülmesidir.
Dilber’in gittiği bu evde ona bir esir gibi değil, bir insan gibi yaklaşılması onu çok etkilemiştir. Evde bir hanımefendi, onun kocası ve onların tek oğlu olan Celal bey bulunmaktadır. Celal bey aynı zamanda bir ressamdır. Yaptığı porrelerle ün kazanmıştır. Dilber’i evde görünce o da çok şaşırmıştır. Çünkü Dilber’i Cleopatra’ya benzetmişti. Celal bey yalnız yaşadığı için kız arkadaşı ya da sevgilisi yoktur. faKat Dilber’I gördüğü andan itibaren içinde bir kıvılcım oluşmuştur. İlk zamanlarda Dilber’de buna bir karşılık doğmamış fakaat günler geçtikçe Dilber’de onaa karşı ilgi duymaya başlayacaktır. Celalbey Dilber’I boş bulduğu zamanlarda odasına çağırıp onun resimlerini yapmaya başlamıştır. Kimi zaman nü resimlerinide çalışır. Dilber’in bebeksi vücudunu gördüğü zamanlarda daha önce hç yaşamadığı duyguları tadıyordu. Ona her baktığında onun daha değişik bir güzelliğini yakalıyordu. Günler geçtikçe Dilber zamanının büyük bir kısmını Celal beyin yanında geçirmeye başlar. Böylelikle Celal beyin Dilber’e olan aaşkı da diğer ev halkı tarafından da öğrenilir. Bu arada Celal bey açıkça aşkını Dilber’e de belli etmeye başlar. Dilber bu olaya ilk önceleri çok şaşırır. Çünkü böyle bir şeye asla imkan vermez. Bunun nedeni de onun esir kız olmasıdır. Daha ssonraları Dilber de Celaal beye karşılık vermeye başlar. Günler geçtikçe onlar aşklarını bariz bir şekilde yaşarlar. Evin baahçesinde yıldızları seyrederler, beraber gezerler. Fakat bu durum Celal beyin annesini olddukça rahatsız eder ve buna akarşı bir önlem almak ister. Bu beraberliği bitirmek için Dilberi Celal beyin evde olmadığı bir zamanda bir esirciye satar. Tabii Dilber’in yapacak birşeyi yoktur. Celal bey daha sonra eve döner ve ilk olarak Dilber’in nerede olduğunu sorar önce bunu öğrenemesede daha sonra öğrenir fakat onu bütün aramalrına rağmen bulamaz. Bundan sonraki bütün hayatı boyunca oda Dilber’de mutlu olamaz.
Bundan sonra ikiside hiç mutlu olmadığı gibi bu olay biçare dilberi intihara kadar sürükler bu yaptıklarına Celal bey’in aileside çok pişman olur ama yapabilecek bir şey yoktur.
KİTABIN ANA FİKRİ:
Kitabın ana fikri evinden ayrılan bir insanın başına her zaman hertürlü kötülüğün gelebileceği bunlardan kurtulma yolununda sadece kendi elinde olduğu kimseden yardım alamayacağı tek başına kalacağı.
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitap çok ağır bir dille yazılma mıştır fakat ara ara anlaşılamayan sözcüklere rastlanabilir yinede kitap bize kölelik hayatından bahsettiği ve bilgilendirdiği için oldukça önemli bir kaynak niteliğindedir ve yararlanabilecek seviyededir. Bence kitap herkes tarafından beğeniyle okunabilir. Oldukça sürükleyicidir.
YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
1860'ta İstanbul'da doğdu. Devrin ileri gelen isimlerinden Sami Paşa'nın oğludur. Özel öğrenim gördü. 20 yaşına kadar resmi bir görev almayıp, edebiyat konusundaki bilgilerini artırmayı tercih etti.
1880'de Evkaf Nezareti Mektubi Kalemi'ne memur oldu. Babasının ölümünden sonra da Londra Elçiliği İkinci Kâtipliği'ne atanan Sezâi, orada kaldığı 4 yıl boyunca İngiliz ve Fransız Edebiyatlarını yakından izledi. Elçilikteki görevinden İstifa ederek İstanbul'a döndüğünde İstişare Odası'na memur oldu. 7 yıl süren bu ikinci dönem memuriyetinde (1885-1901) sanatını olgunlaştırdı.
Sergüzeşt adlı romanı yüzünden göz hapsine alındığını düşünerek bundan kurtulmak için Paris'e gitti ve Meşrutiyet'in ilanına kadar da orada kaldı (1908). İstanbul'a döndüğünde Madrid Elçisi olarak görevlendirildi.
Birinci Dünya Savaşı başlayınca Madrit'ten İsviçre'ye geçti, savaşın sonuna kadar burada kaldı. Mütareke devrinde emekli olarak İstanbul'a döndü (1921). Son yıllarında kendisine, Büyük Millet Meclisi'nin kararıyla "Hidamat-ı vataniyye tertibinden" maaş bağlandı (1927) ve 26 Nisan 1936 tarihinde İstanbul'da öldü.